Yaşamaya Dair - Nazım Hikmet - On Living

03/22/2012 00:00:00
Living is no laughing matter: (Yaşamak şakaya gelmez)
You must live with great seriousness (Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın)
Like a squirrel, for example (Bir sincap gibi mesela)
I mean without looking for something beyond and above living, (Yani , yaşamın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden)
I mean living must be your whole occupation. (Yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.)
Living is no laughing matter: (Yaşamak şakaya gelmez)
You must take it seriously, (Yaşamayı ciddiye alacaksın)
So much so and to such a degree (Yani o derecede, öylesine ki,)
That, for example, your hands tied behind your back, your back to the wall, (Mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda)
Or else in a laboratory in your white coat and safety glasses, (Yahut, kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuvarda)
You can die for people-- (İnsanlar için ölebileceksin)
Even for people whose faces you've never seen, (Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,)
Even nobody urged you for this (Hem de hiçkimse seni buna zorlamamışken)
Even though you know living is the most real, the most beautiful thing. (Hem de en güzel, en gerçek şeyin yaşamak olduğunu bildiğin halde.)
I mean, you must take living so seriously (Yani, öylesine ciddiye almalısın ki yaşamayı,)
That even at seventy, for example, you'll plant olive trees-- (Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,)
and not for your children, either, (Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,)
But because although you fear death you don't believe it, (Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,)
Because living, I mean, weighs heavier. (Yaşamak, yani ağır bastığından.)

(II)

Let's say you're seriously ill, need surgery, (Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,)
Which is to say we might not get from the white table. (Yani beyaz masadan bir daha kalkmamak ihtimali de var)
Even though it's impossible not to feel sad about going a little too soon, (Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini)
we'll still laugh at the jokes being told, (Biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına)
We'll look out the window to see it's raining, (Hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden)
Or still wait anxiously for the latest newscast (Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz en son ajans haberlerini)
Let's say we're at the front-- for something worth fighting for, say. (Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, diyelim ki, cephedeyiz)
There, in the first offensive, on that very day, (Daha orda ilk hücumda, daha o gün)
We might fall on our face, dead. (Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün)
We'll know this with a curious anger, (Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,)
But we'll still worry ourselves to death (Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz)
About the outcome of the war, which could last years. (Belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu)
Let's say we're in prison and close to fifty, (Diyelim ki, hapisteyiz, yaşımız da elliye yakın,)
And we have eighteen more years, say, before the iron doors will open. (Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının)
We'll still live with the outside, (Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,)
With its people and animals, struggle and wind-- (İnsanları, hayvanları, kavgası ve rüzgarıyla)
I mean with the outside beyond the walls. (Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.)
I mean, however and wherever we are, (Yani nasıl ve nerde olursak olalım)
We must live as if we will never die... (Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...)

(III)

This earth will grow cold, (Bu dünya soğuyacak,)
A star among stars (Yıldızların arasında bir yıldız,)
And one of the smallest, (Hem de en ufacıklarından,)
A gilded mote on blue velvet-- (Mavi kadifede bir yıldız zerresi yanı,)
I mean this, our great earth, (Yani, bu koskocaman dünyamız)
This earth will grow cold one day, (Bu dünya soğuyacak günün birinde)
Not like a block of ice (Hatta bir buz yığını)
Or a dead cloud even (Yahut ölü bir bulut gibi de değil,)
But like an empty walnut it will roll along (Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak)
In pitch-black space ... (Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.)
You must grieve for this right now (Şimdiden çekilecek acısı bunun,)
You have to feel this sorrow now-- (Duyulacak mahzunluğu şimdiden.)
For the world must be loved this much (Böylesine sevilecek bu dünya)
If you're going to say "I lived" ... ("Yaşadım" diyebilmen için...)

NAZIM HIKMET

3 kişi tarafından oylandı. Ortalama: 4,67

Oyla!

  • Buse97 Buse97 : 05/09/2012 16:33:58
    Ya Sev, Ya Terk Et !!
  • longingsoul longingsoul : 10/17/2012 00:56:36
    Kesinlikle!Türkçesini algılayamamışken,ingilizce çeviriden almak istediğin hınca bakılırsa,terk et sayfayı :)
  • beatlemania beatlemania : 05/20/2013 23:00:51
    ne tatlı siir bu ya
3 Yorum
Yorum Yaz Soru Sor

Konu hakkındaki yorumunuz

(Görüşünüzün Sonucunu Almak İçin E-Mail Adresinizi Girebilirsiniz.)