Görmek'le ilgili ifadeler

06/10/2011 00:00:00

.. olarak görmek

 "regard as" 
  • They didn’t regard that problem as important. (O problemi önemli olarak görmediler.)

(zarar, fayda vb. )görmek

 "receive" 
  • The villagers haven’t received any benefit from the government. (Köylü hükümetten hiçbir fayda görmedi.)

bir olayı görmek

 "witness" 
  • My grand grandfather witnessed the world war I. (Büyük dedem birinci dünya şavaşını görmüş.)

birinin işine yaramak / ihtiyacı görmek

 "serve sb’s purpose" 
  • This kind of rumors serve celebrities’ purposes even if they are humiliating. (Bu tür söylentiler onur kırıcı da olsa ünlülerin işine yarar.)

ders görmek

 "take a course" 
  • Do you take foreign language courses at school? (Okulda yabancı dil dersi görüyor musunuz?)

bir yerde eğitim görmek, okumak

 "study (at)" 
  • She studies at Istanbul University. (İstanbul Üniversitesi’nde okuyor.)

eğitimi görmek

 "study" 
  • Have all of you studied banking? (Hepiniz bankacılık eğitimi mi gördünüz?)

faydasını görmek

 "reap the benefit of" 
  • She studied every evening and reaped the benefit at exam time. (Her akşam çalışıtı ve sınav zamanı faydasını gördü.)

çok görmek (birine bir şeyi)

 "grudge" 
  • I don't grudge you your holiday, it's just that you've chosen a bad time to go. (Sana tatili çok görmüyorum, sadece kötü bir zaman seçtin.)

hor görmek (küçük görmek)

 "look down on" 
  • She thinks they look down on her because she didn't go to university. (Üniversiteye gitmediği için onu hor gördüklerini sanıyor.)

hoş görmek

 "tolerate" 
  • I can’t tolerate lying. (Yalanı hoş göremem.)

işin iç yüzünü görmek

 "see through" 
  • I could never deceive her because I know she'd see through me straight away. (Onu asla kandıramam çünkü işin iç yüzünü hemen görür.)

ilgi görmek

 "receive attention" 
  • Funny videos on the internet receive great attention. (İntenetteki komik videolar internette çok büyük ilgi görüyor.)

destek görmek

 "receive support" 
  • She never received support from her family. (Hiçbir zaman ailesinden destek görmedi.)

kabul görmek

 "gain acceptance" 
  • This management style gained acceptance in the 1980s. (Bu yönetim şekli 1980’lerde kabul gördü.)

kabus görmek

 "have a nightmare" 
  • Years after the accident I still have nightmares about it. (Kazadan yıllar sonra hala kabuslar görüyorum.)

mazur görmek

 "excuse" 
  • Please excuse me if I cannot attend the meeting. (Toplantıya katılamazsam lütfen benim mazur görün.)

rağbet görmek (revaçta olmak)

 "be in demand" 
  • The producs of Apple has been in demand since they first came onto market. (Apple’ın ürünleri ilk piyasaya çıktıklarından beri rağbet görüyor.)

rüya görmek

 "have a dream" 
  • ı had a very interesting dream last night. (Dün gece çok ilginç bir rüya gördüm.)

saygı görmek

 "be respected" 
  • His articles are highly respected in the science environment. (Yazıları bilim camiasında çok saygı görüyor.)

şiddet görmek

 "be exposed to violence" 
  • The children who were exposed to violence tend to experience more depression. (Şiddet gören çocuklar daha fazla bunalım yaşamaya eğilimlidirler.)

takdir görmek

 "be appreciated" 
  • His toughtful behaviours were appreciated by everybody. (Düşünceli davranışları herkes tarafından takdir gördü.)

tedavi görmek

 "be treated / receive treatment" 
  • Do you know he is being treated? (Nerede tedavi gördüğünü biliyor musunuz?)

uygun görmek

 "approve of, deem suitable" 
  • No one approves their friendship. (Arkadaşlıklarını hiç kimse uygun görmüyor.)

zarar görmek

 "hurt / be damaged" 
  • A nuclear power plant was also damaged in the earthquake in Japan. (Japon’yadaki depremde nükleer santral de zarar gördü.)

4 kişi tarafından oylandı. Ortalama: 4,75

Oyla!

0 Yorum
Yorum Yaz Soru Sor

Konu hakkındaki yorumunuz

(Görüşünüzün Sonucunu Almak İçin E-Mail Adresinizi Girebilirsiniz.)